Dr. Ahmet Bekaroğlu

Tarih: 21.12.2025 20:09

SİNİRLENMEKTE HAKLI ANCAK

Facebook Twitter Linked-in

  Ahmet Özhan bizim Marmara ilahiyattaki mezuniyet törenimize gelmiş ve kuruş da almamıştı. Türk tasavvuf musikisinden eserler okumuş ve bizi tebrik etmişti. Kendisine müteşekkiriz. Yetmişli ve seksenli yıllar onun zirvede olduğu günlerdi. Böyle bir sanatçının para almadan programımıza gelmesi bizim için büyük onurdu. Hiçbir sanatçı para almadan programımıza gelmezdi. Marmara İlahiyat seksen dört mezunları/nam-ı diğer 'İmar 84' olarak ona müteşekkiriz. Şırnak Uludere hudut'ta yaptığım askerliğimde bölük komutanımız izinliydi venyan bölük komutanı bize vekalet ediyordu. Bu komutanımız kendi deyimi ile 'öğrencilik yıllarında Zeki Müren dahil ünlü sanatçılara vokalistlik yapmış'. Bir defasında bölükte canım sıkılmış şarkı söylüyordum. Vekil bölük komutanı beni duyunca müdahil olmuştu.  Kendisi ile müzik çeşitleri ve sanatçıları tartışmaya başlamıştık. Ben Ahmet Özhan birinci sırada derken o ise, 'Ahmet Özhan'ın cami müziği yaptığından' bahsediyordu. Ben de görüşümde ısrar ediyordum. Müzakere sert bir hal alınca komutan bana, 'emre itaatsizlikten sana ceza veririm' demişti. Ben de konunun askerlikle alakası yok, bana hiçbir ceza veremezsin demiştim. Sonra bizim bölük komutanı izinden gelince durumu ona anlatmıştm ve o da bana, 'sen doğru söyledin, tartıştığınız konunun askerlikle alâkası yok ki "emre itatsizlik" olsun, takma kafana hiçbir şey yapamaz' demişti.
      Bir konu ile ilgili olarak 'hangi televizyon kanalı 'bahsediyor ya da bahsetmiyor?' diye kanalları geziyordum. Birden Akit TV ekranında takılı kaldım. Gençlik yıllarımın popüler ismi Ahmet Özhan 'kırmızı masa' programında program yapımcısının sorrularını cevaplıyordu. Ahmet Özhan Cerrahi tarikatının şeyhi. Bu tarikatın merkezi Karagümrük'te meşhur Vefa Stadı'nın yanıbaşındadır. İstanbul İmam Hatip Lisesi'nde okuduğum için orayı çok iyi bilirim. Vefa Stadı'nda hem top oynadım ve hem de çok maç seyrettim. Oraları yürüyerek gezerdik. Bizim dönemimizde bu tarikatın şeyhi Muzaffer Özak'tı. Onun Bayezid Sahaflar çarşısında bir kitapçı dükkanı vardı. Kıtalar arası bayağı da mürüdi vardı. Halkın deyimiyle daha çok 'sosyetik kesime hitap eden' bir tarikat merkezidir burası. Onun 'İrşad' diye üç ciltlik bir eseri de var. Muzaffer Özak'tan sonra Sefer Efendi postnîşin oldu. Sonra da Tuğrul İnançer bu tarikatın şeyhi oldu. Ama o da bir gafı dışında çok donanımlı birisiydi. Gerçek bir mutasavvıftı. O yıllar Karagümrük'teki Cerrahi tarikatından yanından geçerken içeri girmekte korkardık. Çünkü 'buraya profesörler de, sanatçılar da, zenginler de geliyor' diye söylenirdi. Biz de bu isimlerin mevki ve titirlerinden çekinirdik. 
      Ben hiçbir cemaate mensup değilim. Bu arada cemaatlere düşman da değilim tabi. Ama çoğu cemaatin yapısını biliyorum. Şöyle bir kısa özet geçebilirim. Çarşamba'daki Mahmut Efendi'nin İsmailağa Cemaati tam bir ilim sahibidir. Onları çok gelenekçi diye eleştirebilirsiniz. Bu ayrı bir konu. Ben Mahmut Efendi'nin bazı sohbetlerini canlı dinledim. Arkasında namaz da kıldım. Mesela İsmailağa'dan yetişme olan Cübbeli, geleneksel şekilde konulara vakıftır ki bu anlamda çok donanımlıdır. Yoksa onu milyonlar dinlemez.. İskender Paşa'da ise ise 'Hadis' ağırlıklı sohbet edilir. Süleymaniye'de metfun olan Mehmet Zahid Kotku, Gümüşhanevî'nin "Ramuz el-Eadis" isimli eserini okur, pazar günleri ikindi namazından sonra sohbetini bu eser üzerinden yapardı. Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Korkut Özal, hatta Süleyman Demirel, bu sohbetlere öğrencilikleri döneminde katılmışlar. Bunu bize Marmara ilahiyat'ta bir derste aynı anda bu sohbetlere katılan Kur'an-ı Kerim dersi hocamız merhum Prof. Dr. İsmail Karaçam anlatmıştı. Tasavvufi cemaatlerden olan Üsküdar Aziz Mahmut Hüdaî Vakfı'nda da tasavvuf ağırlıklı sohbet ediliyor. Marmara İlahiyat son sınıfta okurken cami tatbikatını isteğim dışında dağıtımda çıkınca bu camide yapmıştım. Erenköy'deki Sami Efendi de aynı şekilde sohbeti ile meşhurdu. İsminden sonradan haberdar olduğumuz Menzil ise, ilimden ziyade müridlerin seydalarına kayıtsız şartsız  sadakatleri ön plana çıkıyor. Süleymancılar diye isimlendirilen cemaatin de kendilerine özgü çalışmaları var. Yine İstanbul İmam Hatip Lisesii günlerimizde Balat'ta bir camide İmam Hatip olan İmdat Kaya Hocanın vaazları çok meşhurdu. İstanbul'a sonradan gelen Timur Taş Hoca'nın pazar günleri ikindi namazından sonra Şehzadebaşı Camii'ndeki kasetlerle yurt sathına yayılan vaazları da emsalsizdi. Her pazar günü onu dinlemeye cemaat maça gider gibi söz konusu camiye akın ederdi. Bu dönemlerde Hüseyin Kaplan, Ahmet ve Abdullah Vanlıoğlu gibi vaizler de isim yapmıştı. Nurcuların da Said-i Nursi'nin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınları arasına da giren Risale-i Nur isimli eserini takip eden 'okuyucular' ve 'yazıcılar' diye gurupları var. Bir de Türkiye Gazetesi kısaca TGRT olarak kurumsallaşan Hüseyin Hilmi Işık'ın öncülüğünü yaptığı 'Işıkçılar' grubu var ki onların da kendilerine özgü tarzı var. Cemaatleri olduğu gibi aktardım ve bunlara mensup olmadığımı söyledim. ö
Övmedim de. Hatta gelenekçi diye eleştirebilirsiniz diye de söyledim. Ama bu bir gerçek. Bu özetten sonra konuya dönelim.
      Ahmet Özhan programda nefsin mertebelerini güzel açıkladı. Nefs-i Emmare sahibi olanlara 'hayvan gibi yaşıyorsunuz' dedi. "Son zamanlarda 'Kur'an yeter, sünnete gerek yok' diyen yeni ilahiyatçılar türedi" diyen program yapımcısına da hiç yakışmayacak şekilde 'dangalaklık yapmasınlar', 'dalagalaklığın lüzumu yok' diye bir ifade kullandı. Burada söz konusu konulara girmiyorum. Ama kendisine/koskoca bir tarikatın şeyhine adaba mugayır ifade kullanmayı yakıştıramadım. 'Hayvan gibi yaşamak' ve 'dangalaklık yapmak' hoş ifadeler değil. Bunları kaleme alırken programın sonuna yaklaşılmıştı. Zaten ben de programın sonuna denk geldim. Kendisine gençliğindeki filimleri soruldu. O da 'yanlış yaptım, evlendim ve ayrıldım, tövbe ettim' dedi. Yönetmen, 'tövbe eden  hiç günah işlememiş gibidir' hadisini okudu. O da tövbe ile ilgili bir ayet okudu ve bu hadisi de kaynak göstererek 'artık tertemiz olduğunu ve çok iyi bir makamda da bulunduğunu - şimdiye kadar hiçbir tarikat şeyhinin "ben iyi bir makamdayım" mealinde herhangi bir ifadesi olduğunu duymadım- da söyledi. Şunu da ekledi, 'o günlere yeniden dönsem ve bugünkü kafada olmasam yine aynı hataları yapmış olabilirim, hala daha medyaya eski fotoğraflarımı koyuyorlar, cahiller benim tövbem kabul edildi ve temizlendim, "maçaları yiyorsa" gelsin benimle tartışsınlar' diye de bir ifade kullandı. Doğrudur, tövbe kapısını açık bırakan Cenab-ı Allah. Kişi hatalarından tövbe eder,.Allah da onun günahlarını siler ve o da günahsız olur. Öyle ki artık tövbe eden o kişi benden daha iyi müslümandır. Çünkü günahsızdır. Benim ise bir sürü günahım var. Ancak tövbe eden bu kişi de kendi kendisi ile baş başa kalacak. Başkalarına bazı nasihat makamlarına gelirse geçmiş defterleri açılır. Olmaması gerekir ama bizim vatandaşımız böyle. Eski defterleri açıyor. Bunu unutmamak lazım.
      Eleştirilere cevap ver ama bu tür ifadeleri kullanma. Hiç yakışmadı. Birbirini eleştiren ilahiyatçılar bile birbirlerine karşı bu tür ifadeleri kullanmadılar. Ben işin şurasındayım. Eleştirilere seviyeli cevap vermek lazım. Bu tür manevi makamlarda olanlar adaba mugayır ifade kullanamaz. Anlıyorum, Ahmet Özhan eski günlerinin gündeme getirilmesinden çok rahatsız. Haklı da. Bu durumda her birimiz tepki gösteririz. Ama cevap verirken de çok dikkatli olmalıyız. Çünkü Cerrahi Tarikatı, halk değerlendirmesi ile 'en demokratik' olan ve en kültürlü, yazarından çizerine, ilim, bilim, sanat ve iş dünyasına varıncaya kadar aydın kesime hitap eden bir tarikat. Bu tarikatın en çok eleştirilen yönü de sohbet sırasında kadınlı erkekli karma olarak oturmaları. Bana göre de geçmişten günümüze Cerrahi Tarikatı bayağı işlev gördü. Mevcut postnîşin Ahmet Özhan da gördüğüm kadarıyla Kur'an-ı Kerim'le bayağı haşır neşir. Ayetleri orijinal metniyle okuyabiliyor. Kur'an'a bayağı vakıf. Ama sinirlerine de hakim olarak sözlerine dikkat etmeli. Evet kişinin geçmiş kusurlarını ona hatırlatmamamız lazım. Biz kişinin bir kusurunu gördüğümüzde örtmemiz lazım. Şayet örtersek Peygamberimize göre 'Allah da bizim mahşerde bir kusurumuzu örtecek.  Biz kişinin kusurunu örtmeyip de açığa çıkarırsak, bu suçumuz cehenneme gitmemize yeterlidir. Başka suç işlememize gerek yok'. Ahmet Özhan bulunduğu mevki itibarıyla cemaatine hitap etsin. Buna kimse karışamaz, çünkü kendi cemaati onu o makama getirdi. Ancak bu işlere sonradan başladığı için 'kusura bakmasın da'ondan millete/kamuoyuna hüküm verecek bir hoca olmaz. Kamuoyuna dini konularda açıklama yapmak konusunda kendisini yetkili kabul etmesi yanlış. Dün akşam yaptığı açıklamalarla böyle bir izlenim verdi. Burada yanılıyor. Çünkü bu işin temelinden gelmiyor. Yapılan olumsuz eleştirilere elbette cevap verecek. Eski defterlerin açılmasından rahatsız olması da gayet doğaldır. Lâkin sözlerine dikkat ederek bir cemaatin önderi ağırlığında cevap verecek. Yoksa ağzından küfür düşmeyen vatandaştan farkı kalmaz.
      Ben Ahmet Özhan'ı bu şekilde görmek istiyorum. Çünkü o benim gözümde hala daha bir numaralı sanatçıdır..


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
... ...