Ali Can Boran

Tarih: 17.09.2025 00:05

Hayatın Keskin Virajları ve Unutulan Liyakat ​

Facebook Twitter Linked-in

Hele ki bu sınavlar, tüm iyi niyetimizle dahil olduğumuz ve adanmışlıkla hizmet ettiğimiz bir alanda karşımıza çıkarsa, hayal kırıklığı daha da derinleşiyor. Bugün size, hayatın keskin virajlarından birinde liyakatin nasıl göz ardı edildiğini, bir zamanlar büyük umutlarla dolu olan kalplerin nasıl incindiğini anlatacağım. ​Söz konusu olan sadece bir görev, bir unvan değil; bir ideal, bir amaç uğruna verilen mücadele. Yeşilay gibi köklü bir kuruluşta yönetim kurulu üyeliği ve komisyon başkanlığı gibi önemli görevleri üstlenmek, sadece yetenek ve birikimle değil, aynı zamanda o davaya olan inançla mümkün. Bu satırların sahibi, bu yolda yürümüş, engellerine rağmen topluma faydalı olmak için çabalamış biridir. Engelli olmak, onun için bir eksiklik değil, aksine empati ve dirençle dolu bir karakterin temelini oluşturmuş. ​Ancak ne yazık ki, bazen başarı ve liyakat, sadece birer basamak olarak görülüyor. Koltuklar, vaatler ve kişisel çıkarlar, idealist duruşların önüne geçebiliyor. "Görevlerim iade edilecek" vaadiyle istifaya zorlanıp, sonrasında bu vaadin tutulmadığını görmek, sadece bir kandırılma hikayesi değil, aynı zamanda güvenin nasıl yitirildiğinin de acı bir örneği. "Yalnız kaldım," diyor bu genç insan, "işe yaramaz sadece basit bir engelliydim ben." Bu cümledeki acı ve hayal kırıklığı, sadece kişisel bir durumun ötesinde, toplum olarak ne kadar önemli bir değeri, yani liyakati kaybettiğimizin de bir göstergesi. ​İnsanların değerini sadece görevleri, unvanları veya fiziksel durumları üzerinden ölçmek, en büyük hatalardan biridir. Liyakat, bir kişinin yetkinliklerinin, dürüstlüğünün ve adanmışlığının bir bütünüdür. Bir zamanlar liyakatiyle o koltukları doldurmuş birinin, sonrasında "basit bir engelli" olarak görülmesi, aslında o kurumun ve onu yönetenlerin liyakat anlayışının ne kadar sığlaştığını gösterir. ​Kimse bir başkasını "işe yaramaz" diye yaftalayamaz. Kimse, bir insanın potansiyelini, azmini ve kararlılığını görmezden gelemez. Belki de bu yaşadığı hayal kırıklığı, ona yeni kapılar açacak. Belki de birileri, onun liyakatini ve mücadelesini fark edip, ona hak ettiği değeri verecek. ​Unutulmamalıdır ki, hayatın keskin virajları, bizi sadece incitmekle kalmaz, aynı zamanda güçlendirir. Bu acı deneyim, bir sona değil, yeni bir başlangıca işaret edebilir. Ve belki de asıl mesele, "yönetici olmak" veya "hakim olmak" değil, ne olursa olsun liyakatine ve değerlerine sahip çıkabilmektir. Çünkü asıl makam, kişinin vicdanıdır. Ve o vicdanın verdiği huzur, hiçbir unvanla satın alınamaz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
... ...