Dr. Ahmet Bekaroğlu

Tarih: 25.12.2025 16:58

BİR YORUM ÜZERİNE

Facebook Twitter Linked-in

Ancak burada cemaatlerin lehinde ya da aleyhinde asla bir söz söylemedim hiçbir cemaate bağlı olmadığımı da söyledim. 
      Yazıma Bahtiyar Kavık şu yorumu yaptı.
      
'Cübbeli ve donanım.. 
Daha çok yolumuz var demektir..
Sürünmeye,yeni yeni kuşakları kaybetmeye devammm.
Yanmaz kefen isteyen cübbeliden tedarik edebilir..'

      Bahtiyar kardeşim, hiçbir zaman yazdığım yazılara yapılan yorumlara cevap vermem. Ancak sonradan vazgeçtim. Neden? Yorumunuzdaki 'daha çok yolumuz var' diye ifadenizi gördüğüm için bundan vazgeçtim. Çünkü bu ifadenizle kendinizi büyük bir İlahiyatçı ve bu alanda otorite gibi görüyorsunuz gibi bir izlenim aldım. Bildiğim kadarıyla siz sağlıkçısınız. Ancak konularla ilgilenmiş olmanız çok sevindirici.
       Sadece şunu söyleyeyim. Ben bu sayfaya yazı yazarken antrenman yapıyorum. Epeyce yerde  yazdım ama şu anda antreman yaptığım yazılarımı 'Simas Haber' ve 'Sarıyer Gazetesi'nde yayınlıyorum. Yani şöyle bir düşüncem yok. Herkesi tenzih ederek söylüyorum. Feysbuk'ta arkadaş olduklarım beni duysunlar, bana yorum yazsınlar. Böyle bir beklentim yok. Ben yazarak kendi kendime deşarj oluyorum. Kendi kendimi tatmin ediyorum. Beklentim milletten cevap almak değildir. Sadece düşüncelerimi bir yere yazmaktır.   
      İlim ve bilimde beklentimiz farklı olsa da sonuçları objektif yani olduğu gibi aktarmak bir görevdir. Yoksa o zaman ilim adamı olmazsınız. Sadece 'ne olursa olsun ille de benim takımım şampiyon olsun' diyen herhangi bir futbol takımının fanatik bir taraftarı gibi olursunuz. Ben İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Haseki Eğitim Merkezi İhtisas kursu mezunu olarak Fatih'te ve Marmara İlahiyat mezun olarak İstanbul'da yıllarım geçtiği için 'Cerrahi Tarikati'nın şimdiki şeyhi Ahmet Özhan'ın bir konuşmasındaki bazı cümlelerini anlatırken çok kişiden daha iyi tanık olduğumdan dolayı cemaatleri de olduğu gibi birer, ikişer cümle ile özetledim. Hiçbir zaman lehte ve aleyhte görüşümü söylemedim. Cemaatlerin 'gerekli ya da gereksizliği, bir dönem yasaklandıkları ama şu anda mevcut oldukları' bağlamında asla laf etmedim. Kaldı ki bu konuda çok şey söyleyebilirim. Gerektiğinde onu da söylerim ama o anda konum bu değildi. Cübbeli'den bahsederken de 'gelenekçi olduğu' yönünde eleştirebilirsiniz de diyorum. Ben Cübbeli'nin sadece geleneksel olarak kaynaklara hakim olduğunu kastettim. Bundan Cübbeli'nin görüşlerini onayladım anlamı çıkmaz ki. Cübbeli'den en çok zararı da ben gördüm. Sarıyer ve Beşiktaş güzergâhında otuz beş yıl içerisinde on bir okulda derslere girdim. Öğrencileri 'Din Olgusu' ile kaynakasal bağlamda buluşturmanın bir örneği olarak sıralar üzerine çıkarak namaz kılmayı öğrettiğim sırada bana 'hı, hı..' diye gülerek alay eden öğrencilerimin epeycesini mezun olduktan sonra şimdi bana bazılarının hocalık anlamında tere satarak "efendi hazretleri nasılsınız?" diye iltifat bekleyen 'öğrencilerime bir şey vaad edemediğim için' sonradan onları Cübbeli kaptı. Ayrıca belirli konularda onu eleştirel yazılarım da var. Ancak onun geleneksel anlamda kaynaklara hakimiyetini de kimse inkar edemez. Bu güneşi balçıkla sıvamaya benzer.
      Tonya'dan küçüklüğünü hatırlar gibi olduğum ve iki ağabeyi ile de iyi muhabbetim olan Bahtiyar kardeşim anladığım kadarıyla 'yenilikçi ilâhayatçılar' diye isimlendirilen hocalardan özellikle de kendisi Samsun'da yaşadığı için Mehmet Okuyan ve İsrafil Balcı ile Mustafa Öztürk hocalardan bayağı etkilenmiş. Bu hocaların öncüsü konumunda olan merhum Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk seksenli yıllarda bizim Marmara İlâhiyat'ta öğretim üyesi oldu ve ilk defa da bizim dersimize girdi. Ben bu hocalarımızı iyi tanırım. Ben bu işin içerisindeyim. Bu hocalarımızın çok önemli hizmetleri var. Ancak kendilerini yanlış anlattıkları başka bir ifade ile anlatamadıkları için belirli bir kesim tarafından, 'Hadis ve Sünnet düşmanı' damgasını yediler. Oysa ki onlar da gerektiğinde Peygamberimizi referans alarak hadis okuyorlar. Ancak 'şu hadis uydurmadır, zaten sahih hadis çok az' diyerek çıkış yaptıkları ve olumsuz anlamsa daha çok 'Cami cemaatine yüklendikleri' için bu damgayı yediler. Ha, onlar hadis ve sünnet düşmanı mıdır? Değil. Dediğim gibi onların da çok güzel açıklamaları ve yorumları var. Bu konuya niye girdim? Bahtiyar kardeşimin, 'daha çok yolumuz var' diyerek çizgisini belirtmiş olduğu için. En azından ben böyle anladım. 'Yakmayan kefen' meselesine gelince. Cübbeli bu konunun kendisine sorulduğu bir televizyon programında, 'ya televizyonumuz mali açıdan bir gelir elde etsin, televizyonumuzu güçlendirelim diye öyle bir şey söyledik ama hata etmişiz' diye de itiraf etmişti.
      Ben yazı yazarken ya da sohbet ederken geniş davranır ve olayları böyle tasvir ederim. Yazı yazmak ve olayları değerlendirmek bende kronik hastalık haline gelmiş. Psikolojik bir sorun olmuş bende. Yazmazsam duramam. Ben yirmi dört saat bu işle yatıp kalkıyorum, hep şöyle düşünürüm.  Şunu niye söyledim? Bunu niye söylemedim? Orada niye bunu yazmadım? Yani kendimi değerlendirir dururum. Söylediğim her sözün de arkasındayım. Onun bunun gibi sonradan 'yok ben onu demek istemedim, sözlerime montaj yaptılar' cümleleri ile 'U' dönüşü de yapmam. Ve asla da körü körüne taraf olmam. Benim de bir çizgim var. Olayları olduğu gibi tarafsız nakletmek esastır. Bu, anlatımını ve tanıtımını yaptığımız cenaha tabi olmuşuz anlamına gelmez.
      Özetle hiçbir cemaate aidiyetim yoktur.  Sadece Diyanet İşleri Başkanlığından yana olduğumu belirteyim.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
... ...