Dr. Ahmet Bekaroğlu

Tarih: 31.12.2025 22:07

BAĞIRMADAN KONUŞMAK

Facebook Twitter Linked-in

Bir defasında bir kadıncağız bana telefonda, 'hocam bağırma, ben sağır değilim' demişti.
      Yaklaşık 30 yıl var. Benim de üyesi olduğum Sarıyerliler Derneği 'İnsanlar Yaşarken de Anılmalı' başlığı ile Sarıyer halk eğitim merkezi konferans salonunda bir program düzenlemişti. 
       Söz konusu programda yaşayan bestekarlarımızın bazı eserleri Yaşar Özel, Mustafa Sağyaşar gibi önemli isimlerin de yer aldığı sanatçılarımız tarafından seslendirilmiş ve program sonunda bu bestekarlarımıza ödül verilmişti. Gerçekten unutulmaz bir programdı. Bazı bestekarların şarkılarını seslendirmek üzere Türk Sanat Mûsikîsi sanatçılarımızdan şimdi merhum olan Dâvûdî sesli sanatçımız Yaşar Özel program sunucusu tarafından sahneye, 'bağırmadan şarkı söyleyen sanatçımız' anonsu ile davet edilmişti. 
      Toplumda bazı kişilikler var, size gaz verir, hata ettirir, sonra da arkadan kıs kıs güler. Göreve ilk başladığımda mahallede böyle bir kişilik bana, 'Hocam niye sakin konuşuyorsun? Hızır ayetini oku da kürsüye vur, kır kürsüyü' diye gaz veriyordu. Ben de gülüyordum. Bu kişi bilmiyordu ki benim tecrübem var. Daha çocukluktan itibaren babamın yanında yetiştim. İtici, gönül kırıcı konuştuğum zaman en büyük tepkiyi babamdan alır ve ondan fırça yerdim. O kişi beni tecrübesiz görüyordu ama ben pişmiştim artık. Çünkü önceden çok acı tecrübelerim olmuştu. İstanbul İmam Hatip Lisesi,.Marmara İlahiyat ve Haseki Eğitim Merkezi'nde 'hitabetin nasıl yapılacağı?' hususunda eğitim de almıştık. 
      Sarıyer Müftülüğümüzün düzenlediği  'Gazze Ekseninde İslàm Ahlâkı' konulu konferanstan eski Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerinden Celal Bayar Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halis Aydemir konjşmacıydı. Ben de gittim ve kendisini dinledim. Çünkü daha önce görüşmüştük,.şayet gitmezsem ayıp olur diye düşündüm. Zaten hemen hatırladı ve ismimle hitap ederek çay kahve içtiğimiz alanı da zikretti. Halis Bey Erzurum asıllı Bursa'lı. İstanbul Teknik Üniversitesi makine mühendisliğinden mezun. Ancak mühendislik yapmıyor. Babası kendisine demiş ki 'ben senin mühendis olasın diye Hafız yapmadım, alanına dön'. Ve o da babasını dinleyerek hadis alanında yüksek lisans ve doktora yaparak bu işe başlamış, sonunda da Profesör oldu. Halis Bey'i çok beğendim. Kendisini ilk defa bu kadar geniş dinledim. Daha önce bir iki televizyon konuşmasına bakmıştım. Sakin, sinirlenmiyor ve Kur'an muhtevasına da vakıf.  Çok dikkatimi çekti, Kur'an-ı Kerim'e çok hakim olarak konuyu sadece ayetleri referans göstererek anlattı. Bir tane hadisten bahsetmedi.
      Bu da şunun için anlattım. 'Artık bilgiler ilahiyat fakülteleri raflarında kalmasın, halkla buluşturalım' düşüncesi ile mutasavvıf Fethi Gemuhluoğlu'nun 'Sende büyük bir birikim var,.bunu yurt sathında insanlarla buluşturulmasın' teşviki ile piyasaya çıkarttığı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de İlk çıktığında bu kadar sakindi. Babam onu Pendik'te Kültür Merkezi'nde ilk defa dinlemiş ve bana 'sakin,  sinirlenmiyor ve bazı vaizler gibi bağırmıyor' diye övgü ile anlatmıştı. Ben de babama, 'siz onu derste dinleyeceksiniz' demiştim. Çünkü o Marmara ilahiyatta bizim dönemimizde öğretim üyesi olmuştu. Ancak bu Yaşar Nuri giderek öyle bir çizgiye geldi ki sinirlendi, yoruldu, bağırdı ve çağırdı milleti azarladı. Bir spor programında bile spor yazarının 'hocam senden çok şey öğrendik, Kur'an'ı bize sevdirdin ama benim hanım seni dinlemiş, azarlamışsın, bağırma, niye bağırıyorsun?' diye hocaya öğüt vermişti. Şimdi de Prof. Dr. Mehmet Okuyan ve gibileri. Bir şey anlatmak istiyorsunuz. Güzel de niye bağırıyorsunuz? Ya sen ilim adamısın. Öğretim üyesisin ve isminin önünde profesör titri/ünvanı var. Eski heyecanlı vaizler gibi vuruyorsun kırıyorsun. Bu tarz bir öğretim üyesine gitmiyor. Halis Aydemir'de konuşmalarında hep ayetlerden bahsediyor, ama hiç sinirlenmiyor. Son zamanlarda genç nesilden bazı okuyucularımız arasında -iyileri tenzih ediyorum- Kur'an-ı Kerim tilavet ederken, ezan, ilahi ve mevlid okurken 'iş biraz bağırma yarışına döndü' gibi. Tilâvette neredeyse 'benim sesim senin sesinden daha çok çıktı' gibi sanki bir yarış var. Bu da tilavete ruh vermek ve samimiyeti eksilttiği gibi etkileyiciliği de izâle ediyor. Bu konuda da bir yazı kaleme alacağım. Dediğim gibi iyileri tenzih ediyorum.
      Bağırarak konuşanlarla ilgili Kur'an'da bir sürü ayet var. Bunları benden daha iyi biliyorsunuz.  Lokman Suresi'nde 'en çirkin sesin, merkeplerin sesi olduğundan' bahsedilir. Galiba şu isteniyor, herkes gelsin beni kabul etsin, dinlesin. İnsanlık tarihi boyunca peygamberler dahil hiçbir kimseyi bütün kitlenin kabul ettiği diye bir olgu yok. Buna 'Alemlere rahmet olarak gönderilen' bizim Peygamberimiz de dahildir. Peygamberimiz de insanla "dine daveti kabul etmeyince" üzülüyordu. Allah da Ona diyordu ki, 'Niye kendini üzüyorsun?  Senin görevin tebliğ'. Yani muhatabı bilgi ile buluştur ve bırak. 
      Bizim görevimiz herkesi doğru bilgiyle buluşturmaktır. Kabul edip ya da etmemek kişinin kendi iradesine kaldı. Bu husus İslam Öğretim ve Eğitiminde olmazsa olmaz ilkedir. 
       Hülâsa, bağırmadan da konular anlatılabilir..


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
... ...