Meridyen Eğitim Kurumları

Dr. Ahmet Bekaroğlu


'YENİDEN YAPILANMALIYIZ'..

Yazmayayım diye düşünüyorum ama duramadım.


Tekrar ediyorum iyileri tenzih ediyorum. Ancak 'İğneyi başkasına, çuvaldızı kendime batırmak' bağlamında söylüyorum. Dini anlatırken yanlış yerden başlıyoruz.
      Nasıl yanlış anlatıyoruz, biliyor musunuz? Anlatmaya hep namazdan başlıyoruz. Güzel de. Bari Namazı Ankebut Suresini 45. ayeti gereği üzere anlatalım. 'Namaz bizi kötülüklerden korumuyorsa' olmuyor. Bu ayete göre kişi şöyle düşünecek, 'yarım saatimi ayırdım, işimi gücümü bıraktım, pantolonumun ütüsü bozuldu, namaz kıldım, eğer namazdan çıktıktan sonra Kur'an'ın günah olarak ortaya koyduğu herhangi bir suçu işlersen namazım da boşa gider'. İşte namaz bu düşünce ile kılınacak. Böyle kılmıyorsak olmuyor namaz. Elmalı Muhammed Hamdi Yazır bu konunun açıklanmasında, 'Hak Dini Kur'an Dili' isimli tefsirinde bu konuyu açıklarken şöyle der, 'kıldığınız namaz sizi kötülüklerden korumuyorsa o namazla Allah'tan uzaklaşmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz'. Camiler, yaygın ve örgün eğitim kurumları, cemaatler, tarikatler. Hepsi sınıfta kaldı.
      Tonya'lı Eğitimci, araştırmacı yazar Hasan Kalyoncu yazmıştı. Onun feysbuk paylaşımında gördüm. O şöyle yazmıştı, 'ülkede açlığın nedeni fakirleri değil, zenginleri doyuramadığımızdandır'. Futbol Federasyonu bir sürü insanı disiplin kuruluna sevk etmiş. Daha önce de yazdım, sadece ceza ile bu işler düzelmez. Biz dini anlatırken yanlış yerden başlıyoruz, yanlış eğitim veriyoruz. Futbolcuya bakıyorsunuz umreye gitmiş, hacca gitmiş, Eyüp Sultan'a gitmiş poz veriyor. Namaz kılmış çok güzel. Hiç İtirazım yok. Ama o haccın ve umren, namazın seni namaz dışındaki hayatında kötüklerden korumuyorsa ve sen kötülükleri yapmaya devam ediyorsan işte o zaman olmuyor. O zaman bu yaptıkların hiçbir şeye yaramaz. Bakıyorsun spor dünyasında. 'Cuma namazına gittim görüntü veriyorum'. Yok işte maçı durdurdum ve iftarımı açtım. Güzel, itirazım yok. Ondan sonra bir sürü yanlış. Din eşittir namaz değil ki. Din eşittir oruç değil ki. Din eşittir Hac ve Umre değil ki. Kur'an-ı Kerim'de Fatiha'dan Nas suresine kadar bir sürü emir ve yasak var. Biz ise din eşittir namaz diyoruz. Ondan sonra vatandaş namaz kılıyor, sonra da istediğini yapıyor. Yani iş, 'namaz kıl da ne yaparsan yap' durumuna geliyor. Halbuki Allah, bizi iyi bir insan olmamız için eğitiyor. Kur'an-ı Kerim'de fert ve toplum olarak 'davranışlarımız nasıl olacak?'. Bunları da ortaya koyuyor. Ben dini hiç böyle anlatmadım. Eğitimimizde sıkıntı var. Biz fert olarak nasıl davranacağız? Ailemize karşı davranışlarımız nasıl olacak? Komşularla ilişkilerimiz nasıl olacak? İş hayatımızdaki davranışlarımızı nasıl düzenleyeceğiz? Toplum olarak birbirimize karşı nasıl hareket edeceğiz? Kur'an'da bunların hepsinin önemi var. Yani namazı terk etmekle komşuyu rahatsız etmek arasında günah bakımından hiçbir farkı yok. 
      İyileri tenzih ediyorum. Bu ne doyumsuzluk? Bu ne kanaatkârsızlık? Dini şöyle anlatalım. Evet Necim Suresi'nde anlatıldığına göre, 'Sadece çalışmanın karşılığı var'. Peygamberimiz de 'Çalışırken iki gününüz eşit olmasın' buyuruyor. Her gün yeni mesafe katetmeliyiz kendi alanımızda. Ancak kanaatkar da ol. Peygamberimizi şöyle bir hadisi var. 'İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını ve gümüşü olsa ikinciyi ister. İkinci vadiyi elde etse altın ve gümüş dolu olan üçüncü vadiyi ister. İnsanın gözünü ancak toprak doldurur' buyuruyor. Tamam kazan da, kazanamadığında da kafayı yeme ve şükret. Kendini maddi imkanlar seviyesi ile kendinden aşağıdaki insanlarla değerlendir. Bak 'bende olan imkanlar onlar da yok' diye düşün. Sen ise 'onda var bende niye yok?'diyorsun. Adam senede bir takımdan kovuluyor, ertesi hafta öbür takıma gidiyor. Hemen iş buluyor. Bana anlatmayın, ben biliyorum bu olayları. İşler 'Ahbap çavuş ilişkisi ile yürüyor'. Siz dolar ve yuro üzerinden imza atıyorsunuz. Veya milyonlar üzerinden imza atıyorsunuz. Toplumda insanları görmüyor musunuz? Ama kusura bakmayın. Suç bizde. Size dini biz yanlış anlatıyoruz. Kanaatkarlığın ne olduğunu anlatamadık size. Bir yanlış yaptığınızda namazınızın da boşa çıkacağını söylemedik size. Kur'an'da böyle emrediliyor demedik size. Bir futbolcuya din şöyle lazım. Aldığı paranın karşılığını verecek şekilde alın teri dökecek. Hoca yemeyecek. Bir teknik direktöre din şöyle lazım. Formayı adaletli şekilde hak edene verecek ve adaletle dağıtacak. Başka kulüpteki bir antrenörün ayağını kaydırarak terine gelmeyecek. Bir yöneticiye din şöyle lazım. Yönettiği kulübün maddi açıdan refaha ulaşması için imkanlar sağlayacak. Bundan sonra namazını kıl ya da kılma. Orucunu tut ya da tutma. Cuma namazına git ya da gitme. Buna kimsenin bir şey dediği yok. Bunlar güzel şeyler. Ama ben namaz kıldım, artık bundan sonra her filimi yaparım anlayışı yanlış. Bu durum sadece spor dünyasında değil. Her alanda, her meslek gurubunda hemen hemen böyle. 
      Umre'ye gidecek bir vatandaş yanıma geldi. Ona dedim ki. Bak her sene gidiyorsun, güzel de. İhramın yasakları var. Bunları biliyor musun? İhramlı olarak umreyi ve haccı yaparken yerden bir ot, vücudunda bir tüyüve bir tane yeşil otu bile koparmayacaksın. Aksi takdirde cezası var ve para vereceksin fakirlere. Bu ne demek? Memleketine döndüğünde kimsenin gönlünü kırma demek. Kimseyi öldürme demek. Hiçbir canlıya zarar verme demek. Yeşili tahrip etme demek. Yani sen yaşarken bir 'hizmet içi eğitim kursu' olarak gidip umrede ve hacda kazandıklarını gelip burada yaşayacaksın ki bize örnek olacaksın, toplum seni örnek alacak. Böylece hac ve umren, hayatın güzelleşmesine bir katkı sağlamış olacak. Yoksa sen hac ve umreyi sadece orada yaptın, ihram yasaklarından sadece orada sakındın. Ne anladık bundan? Bu durumda kendi kendine bir seyahat yaptın olur. Haşa bu umre ve haccın kanarya adalarına ya da karayiplere gidip gitmekten farkı kalmaz. Örgün ve yaygın eğitim kurumları, cemaatler, tarikatler. Hepsi sınıfta kaldı. Çünkü toplumdaki bu insanları biz yetiştirdik. Bunları hinduların, mecusilerin, ateistlerin, komünistlerin, sosyalistlerin, vs. düşüncelere sahip olan insanların yaşadığı yerlerden ithal etmedik. İşimiz gücümüz para.
      Son günlerde bir gurup lise öğrencilerinin namazla ilgili bir görüntüleri çıktı. Bunu bana bir öğrencim anlatarak, 'Hocam laik eğitimi görüyor musun?'dedi. Ben de dedim ki, alakası yok. Öğrenciler bir canlandırma yapmak istemişler. Ama onların hiçbirisi bu görüntülerde namazla dalga geçmiyor. Ben 35 sene içerisinde  Sarıyer ve Beşiktaş güzergàhında 11 tane okulda derslere girdim. Çocukları okullarda, camide ve spor kulüplerinden biliyorum. Bu topraklarda yaşayan müslüman ya da müslüman olmayan hiçbir genç namazla alay etmez. Onlar orada bir şakalaşma yaptılar. Dolayısıyla Bu çocukların üzerine giderek onları kaybetmeyelim. Bu öğrencim 'hocam lâik eğitim bak ne hale getirdi?' diye slogan okumaya devam edince ben de dedim ki, bak eğitim kurumları şu anda bizde. Şikayet ediyorsak önce kendimizden şikayet edelim. Demek ki biz o eğitim kurumlarını yönetemiyoruz. Okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri mecburi. Çok kişinin hakaret ettiği Kenan Evren bunları mecbur hale getirdi. Bugün ise seçmeli dersler de var. "Kur'an-ı Kerim", "Hz. Muhammed'in Hayatı" ve "Temel Dini Bilgiler". Doğru dini bilgiyi anlatalım, öğrenciler dini öğrensinler. Elimizde bu imkanları var. Müftülüklere gidin bakın. Müftü, vaiz, Din hizmetleri uzmanları, Din görevlileri hastanelere de gidiyorlar, huzurevlerine de. Üniversite yurtlarına da hapishaneleri de gidiyor ve vatandaşı eğitiyorlar. Görün bakın nasıl çalışıyorlar?
      Merhum Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün edebiyatımızın literatürüne kazandırdığı bir kavram vardı ki bu isimde bir de eser kaleme almıştı. 'Yeniden Yapılanmak'.  Biz yeniden yapılanmalıyız. Bu kötü örnekleri verirken iyileri tenzih etmiştim. Onlar için de şöyle örnek vereyim. Ben kişi tanıyorum ki otobüslere bedava binme hakkı varken, 'tamam devlet  böyle bir hak verdi ama olsun, ben ücretle bineceğim' diyerek kart okutuyor. Tamam 'o çayı bana ikram ettin ama 'Senin paran mıdır? 'Yoksa toplumun parası mıdır?' diyerek hassasiyet gösteren insanlar da var. Helal ve haram kavramlarına böyle dikkat eden insanlar da var. Bunların da hakkını teslim edelim.
      Evet ceza-i müeyyideler çalışacak tabi. Ancak eğitim de görevini yapacak. Biz 'Yeniden Yapılanarak' işe koyulmalıyız..

LÖSEV BAĞIŞLARINIZ İÇİN