Meridyen Eğitim Kurumları

Dr. Ahmet Bekaroğlu


RAMAZAN AYI'NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

       Kameri/Ay/Hicri Takvime göre yeni bir Ramazan Ayı'na daha kavuştuk. 'Ramazan ayındaki en önemli olay hangisidir?' diye bize sorulsa, bu soruya cevap olarak, 'oruç tutmak', 'sahura kalkmak', 'iftar etmek', 'fidye-fıtır sadakası/fitre vermek', 'teravih namazı kılmak',  'mukabele okumak' gibi değişik cevaplar vermemiz mümkündür. Aslında sòz konusu cevapların her biri doğru ve Ramazan Ayının kapsam alanındadır.  


Ancak  sorunun cevabını Kur'an-ı Kerim'de aradığımızda Ramazan ayındaki en önemli olayın; Kur'an-ı Kerim'in bu ayda gönderilmiş olduğunu öğreniyoruz ki bu konu Kur'an-ı Kerim'de şöyle açıklanmaktadır. ' Ramazan, insanlığa rehber/yol gösteren, doğruya götüren açık delilleri içeren ve  iyi ile kötüyü ayırt etme yetisini kazandıran Kur'an'ın gönderildiği aydır' 'Bakara, 2/185).   Bildiğimiz gibi Kur'an-ı Kerim Peygamberimizin şahsında insanlık kamuoyuna, on üç yılı Mekke Dönemi'nde, on yılı da Medine Dönemi'nde olmak üzere toplam yirmi üç yıl sürede gönderilmiştir. Bu sürede gelen ayetler,  Her Ramazan Ayı'nda Peygamberimizle Cebrail arasında karşılıklı olarak tilâvet ediliyordu. Kur'an-ı Kerim'in inzali/vahiy gönderilişi yirmi üç yılın sonunda tamamlanınca, gelen ayetlerin tümü baştan sona Cebrâil tarafından tilâvet edilmesi ve Peygamberimiz'in takip etmesi, sonra da Peygamberimiz tilâvet etmesi ve Cebrâil'in takip etmesi ile iki defa gerçekleşmişti.  Mukabele dediğimiz karşılıklı okuma anlamındaki bu usül Asr-ı Saadet'ten intikal eden bir uygulama olarak günümüzde de cami ve evlerde devam ettiriilmektedir. Bu ibadetle aslında tarihi bir geleneği devam ettirmekten ziyade Kur'an'ı Kerim'i daha iyi anlama ve öğrenilenleri hayata geçirip dünya ve ahiret mutluluğunu yakalama amaçlanmaktadır.  Ramazan Ayı'ndaki ikincil sıradaki olay ise; orucun bu ayda farz kılınmış olmasıdır. Kur'andaki, 'Sevdiklerinizden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz' (Bakara, 2/92) ayeti bize 'sevginin fedakarlık istediğini' öğretiyor. Bazen günlük yaşantımızda herhangi birisinden bir isteğimiz olduğunda, 'seni severim ama bunu yapamam' lafları ile karşılaştığımız çok olur. Söz konusu bu bahaneler asla inandırıcı değildir. Çünkü kendisinden bir istekte bulunduğumuz kişi, şayet 'seni sviyorum' sòzünde  samimi olsa; her türlü zorluğa  katlanarak kendisinden talep edileni yerine getirir. Halbuki biz, hakiki sevgilimiz olan Yüce Yaratıcı'ya sevgimizdeki samimiyeti ispatlarcasına adeta diyoruz ki,  'Ya Rab,  mademki bize rehber, mutluluğa götüren  açık delilleri içeren ve iyi ile kötüyü/doğru  ile yanlışı birbirinden ayırmayı öğreten Kur'an gibi bir kitabı gönderdin,  öyle ise, hakiki sevgilimiz olan senin sevgini kazanmak için imsaktan iftara kadar yememizden, içmemizden ve bazı biyolojik ihtiyaçlarımızdan fedakârlıkta bulunarak vazgeçiyor ve sana teşekkür ediyoruz.  
        Bildiğimiz gibi oruç, imsaktan iftara kadar yememek, içmemek ve  bazı biyolojik ihtiyaçlardan vazgeçmektir.  Gece sahura kalkmadan da oruç tutulabilir. Ancak Peygamberimizin 'sahur yapın, zira onda bereket vardır'  buyruğu gereği biz O'nun bu sünnetini yaşatıyoruz.  Oruca başlamaya imsak, akşam olunca orucu açmaya da iftar diyoruz.  'Ey iman edenler sizden öncekilere yazıldığı gibi, korunasınız diye size de  oruç yazıldı' (Bakara, 2/183) ayetinden anlıyoruz ki, ilk insandan itibaren tüm milletlerde oruç vardı. Ancak önceki peygamberlerin ümnetlerinin bünyelerinin kaldırma oranına göre orucun  süresinde  farklılıklar vardı.   Bizde ise oruç, 'sayılı günlerde' (Bakara, 2/184) yani Kameri Takvimdeki Ramazan Ayı'nın süresi itibarı ile -otuz veya yirmi dokuz olabilir- senede bir aydır.  'Oruç, hatalardan da koruyan bir ibadet' (Bakara, 2/183)'tir. Bu konuda Ramazan Ayında olumsuz vakaların azaldığına dair istatistikî bilgileri değişik yayınlardan hepimiz  okumuşuzdur. Zaten Peygamberimiz de, 'kendisine hakim olamayanlara oruç tutmalarının iyi olacağı'  tavsiyesinde' bulunmuştur. 'Oruç tut, sıhhat bul' hadisine göre de, en nazik organımız olan midemizi dinlendiriyor ve aynı zamanda hastalıkların tetikleyicisi olan fazla yemekten de korunmuş oluyoruz. Bunun yanında, sabretmeyi, ekonomik davranmayı öğrenmiş oluyoruz. Oruç, bizlerde başkalarının halinden anlayarak onlara yardım etmeyi hatırlamak gibi güzel bir hasletl de geliştiriyor. 'Kim Ramazan Ayı'na ulaşırsa onda oruç tutsun' (Bakara, 2/185)  ayeti; 'niye ille de Ramazan Ayında oruç tuttuğumuzun'  cevabıdır.  Allah'ın kolaylığı dilediği ve zorluk çıkarmak istemediği (Bakara, 2/185) için yolcu olanlar, isterlerse oruçlarını erteleyebilir, hastalar da  iyileşince Ramazan'dan sonra oruçlarını tutabilirler (Bakara, 2/184, 185). Hastalar yileşmedikleri takdirde  her gün için bir fidye verecekler (Bakara, 2/184) yani bir fakiri doyuracaklardır.  Halk arasında 'fitre' diye bilinen 'Fıtır Sadakası' da,  aile reisinin evdeki kişiler sayısınca 'yeni bir yıla daha sağlıkla ulaştığı için' şükür anlamında Ramazan Ayı bitmeden önce fakirlere verdiği bir sadakadır. 

    Ramazan Ayında sıkça sorulan hususlar da yok değildir.  Bunlardan 'rahatsızım,  ben oruç tutacak mıyım?' sorunun cevabı,  herkes kendisinin oruç tutup ya da  tutamayacağını bilebileceğidir.  Çünkü sağlıklı olduğu halde oruç tutmayanlar olduğu gibi, hasta olduğu halde inadına oruç tutanlarlar da vardır.  Burada, 'kasıtlı olarak oruç tutmamak nasıl suç ise, hasta olduğu halde inadına oruç tutmak da aynı şekilde suç olduğu unutulmamalıdır.  Çünkü hasta olanlara  ruhsatı veren Yüce Yaratıcı'dır. Ay takvimine göre günler akşam başlayıp bittiğinden Ramazan Ayına önce teravih namazı kılarak ve sahura kalkarak başlıyor ve ertesi gününde de oruç tutuyoruz. Dikkat edersek   arefe günü akşam olduğunda teravih namazı kılmıyoruz, çünkü Ramazan Ayı bitmiş ve Şevval Ayı başlamış oluyor. Şöyle bir soru daha var.  'Teravih Namazı; sünnettir,  bu namaza niye bu kadar önem veriyorsunuz ki? Teravih Namazı'nın sünnet olduğu hususu; doğrudur.  Ancak Teravih Namazı; mukabele okumamız, sahura kalkarak oruç tutamız, fidye ya da fıtır sadakası vermemiz gibi bir ay boyunca Kur'an'ın gönderilişini kutlarken yaptığımîz şölenin  bir parçasıdır.  Yani biz aslında bir ay boyunca bayram ediyoruz. İftar anını bir düşünelim, nerede ise yarım saatte bir iftariyelik hazırlayabiliyor ve sofralarımızda korkunç bir bereket oluşuyor. Sofralarımızdaki söz konusu  bereket ve bolluk; şöyle izah edilebilir.  Ramazan Ayı'nda Kur'an-ı Kerim'i anlayaıp hayatımıza tatbik etmiş olmamız, sofralarımıza bereket olarak yansıyor. Halkımız arasında bayram olarak bilinen Ramazandan sonraki Şevval ayının ilk üç günü  dahil Ramazan Ayı dışındaki diğer günlerde Kur'an-ı Kerimi anlamaya verdiğimiz önemi azalttığımız için söz konusu bu bereket sofralarımızdan  kayboluyor.  'Ramazan Ayı geldiğinde, cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da zincirlenir' hadisi de, bu ayda yilik yapacak bir sürü yol bulunduğu ve kötü eylemde bulunmaya  nerede ise fırsat olmadığı anlamındadır. 'Kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan Orucu'nu tutarsa -kul hakkı dışında- geçmiş kusurları bağışlanır'  hadisinde de, hak ihlâlleri istisnadır. 
       Güzel davranışlarda bulunmamıza vesile olması ve bizi olgunlaştırması dileği ile, Ramazan Ayı Bayramı; hepimize mübarek olsun..

LÖSEV BAĞIŞLARINIZ İÇİN