Meridyen Eğitim Kurumları

Dr. Ahmet Bekaroğlu


BİZE HER AY RAMAZAN

Alanında en iyi uzman hatta en sıradışı olanlar var ya. Bunlar, önemli bir hususu asla ihmal etmezler, çalışmak ve süreklilik.


Kendi işinde çalışma ve istikrar abidesi olan  Cristiano Ronaldo, yıllar önce bir iş ortaklığı için ülkemize geldiğinde kendisini Bodrum'da denizde söz konusu  iş adamının yatı ile gezdiren kaptandan dinlemiştim. Söz konusu bu kaptan, bizim mahallede ikamet ediyor ve kendisi ile arkadaşça sohbetimiz var, o bana şöyle demişti, 'Cristiano Ronaldo,  denize her girip çıktığında elli şınav ve elli de mekik çekiyor ve bunu her gün üç bine tamamlıyor'.   Sonradan basından öğrendim  ki o  bu sayıyı günde beş bine çıkarmış. Çünkü yaşı giderek ilerlediği için refleksler de düşmeye başlıyor.  Zaten yirmi sene boyunca sürekliliği sağlayarak zirvede kalmak herhalde ancak bu şekilde çalışmakla mümkündür. Sanırım diğer istikrar âbidesi Messi de böyle çalışıyordur.  İstanbul lehçesi ile Türkçe'yi en iyi şekklde telâffuz ettiği kabul edilen nam-ı diğer 'Sanat Güneşi' Zeki Müren ve halkın  'İmparator' ünvanını verdiği İbrahim Tatlıses; tam yirmi beş yıl alanlarında zirvede kalmışlardı.  Bunun için acaba gün içerisinde ne kadar çalışmış ve bu istikrarı nasıl sağlamışlardı?  Yabancı ünlü bir futbolcunun futbolu bırakırken, şöyle bir açıklaması olduğunu hatırlıyorum, -işinde aksatma ve ihmal düşüncesi olmadığı için- 'aslında biraz daha oynayabilirim ancak antrenman ve kamplardan dolayı gına geldi, bunun için bırakıyorum'.  Efsane futbolcu Pele'nin futbol hayatı boyunca bir tane antreman bile kaçırmadığını onunla ilgili yapılan bir belgeselde öğrenmiştim. Herhalde Maradona da öyle ki alanında bu kadar başarılı olmuştu.

       Burada sizlere aslında spor ve müzik dünyasından bahsedecek değilim. Verdiğim örneklerle vurgulamak istediğim konu; alanında başarılı olmak ve değerli kabul edilmek için, gerekli olan  çalışmanın yanında 'artık, ben oldum'' havasına girmeden işini sürdürülür hale getirmek gerektiği hususudur. Yani o işte sürekliliği sağlamış olmak gerekir ki alanımızda değer verilen, görüşü alınan ve saygınĺık kazanan bir kişi olabilelim. Şu konuda herbirimizin mutlaka tanıdığı ve bildiği olanlar vardır. Alanında uzman olanlar,  geceleyin de bir müddet çalıştıkları için diğer meslektaşlarına göre alanlarında temayüz ediyorlar.  Öyle ki adeta Yüce Yaratıcı'nın, 'kişi için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve onun çalışmasının karşılığı mutlaka verilir' (Necm, 53/39-40) buyruğu ve Peygamberimizin 'iki günü eşit olan aldanmıştır/zarardadır' ikazı gereğince her geçen gün bir önceki günden ileride olacak bir anlayışla çalışmaktadırlar. Çünkü gündüzleri herkes çalışıyor, alanında farklı olabilmek için gecenin bir bölümünde de çalışmak gerekir.  Zaten Peygamberimizin şahsındaki 'gecenin bır kısmında namaz kılma emri'  (İsra, 17/79; Müzzemmil, 73/3, 20; İnsan, 76/26) bize,  aynı zamanda gecenin bir bölümünde çalışmayı da önermektedir. Bunun için, 'Yakîn anına kadar ibadet et' (Hicr, 15/99)    ayetinde;  ibadetin belli bir dönemde bitmeyip ölene kadar devam eden bir süreç olduğu öğretisi bize, her işte başarıyı elde etmenin istikrara bağlı olduğunu öğretiyor.

      Kur'an-ı Kerim'de kıyamet ve Haşr/Sorguanma Günü ile ilgili müthiş tasvirler/anlatımlar var.  Bunlardan  şu iki ayet gerçekten çok dikkat çekicidir, 'Ne babanın evlâdına, ne de evlâdın babasına yardım edemeyeceği güne hazırlıklı olun' (Lokman Suresi, 31/33. Ayet).  'O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuğundan kaçar. O gün herkesin kendisine yetecek ve artacak bir derdi vardır' (Abese, 80/34-37). Peygamberimiz, bir defasında ahirette sorgulanacağımız konusu içerikli ayetlerden birini tebliğ edince Sahabe'den şöyle düşünenler olmuştu. 'Madem ki iş bu kadar dehşet verici, o zaman bundan sonra geceleri uyumamak şartı ile her gece sabaha kadar namaz kılalım,  araya gün koymamak şartı ile her gün oruç tutalım,  bir daha hanımlarımızla birlikte olmayalım'. Ashabdan bazılarının aldığı bu karar  kendisine bildirildiğinde Peygamberimiz  şöyle buyurmuştu,   'ben geceleri nafile namaz kılarım ama uykumu da ihmal etmem,  Ramazan Ayı dışındaki günlerde bazen nafile oruç tutarım ama araya gün koyarım, hanımımla birlikte de olurum, ibadetin Allah katında en makbul olanı; az ama devamlı olanıdır'.

       Özetle son günlerin moda deyimi ile, 'Ramazan Mektebi' bize çok güzel şeyler öğretti. Bizler 'insanlığa rehber olan, bizi doğruya götüren açık delilleri içeren ve iyi ile kötüyü ayırt etme yetisini kazandıran Kur'an-ı Kerim'i bize göndermesi'  (Bakara, 2/185) nedeni ile Yüce Yaratıcı'ya teşekkür edelim diye,  sevdiklerinizden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz' (Âl-i İmran, 3/92) ayeti ve 'sevgi fedakârlık ister'  kuralı gereğince yememiz, içmemiz ve bazı  biyolojik ihtiyaçlarımızdan  hakiki sevgilimiz Yüce Yaratıcı'nın rızasını kazanmak için imsakten iftara kadar kısıtlamaya giderek oruç tuttuk, mukabele okuyarak Kur'an'ı anlamaya çalıştık, fidye ve fıtır sadakası verdik, teravih namazı kıldık, vs., dolayısı ile bir ay boyunca şölen havasında 'Ramazan Ayı Byramı' yaptık.  Söz konusu bu 'Ramazan Bayramı Ayı'nda salih amellerde/güzel davanışlarda bulunduk,  çünkü 'cennet kapıları açılmıştı'. 'Cehennem kapıları da kapandığı ve şeytanlar da zincirlerle bağlandığı' için kötülüklerden de uzak olduk. Özetle olgunlaştık, kâmil mü'minler olarak Allah'ın rızasına ulaştık. Güzel de, bütün bunları Ramazan Ayı Okulu'nda bir ay boyunca öğrendik ki diğer aylarda da uygulayalım diye. Zaten Peygamberimiz, 'Şevval ayında altı gün oruç tuan kişi, senenin tamamını oruçlu geçirmiş gibi olur' tavsiyesi ile bize bu hususu anlatıyor. Yani bu güzel hasletleri diğer zamanlara da yansıttığımızda  ancak bunların bir anlamı olur. Aksi takdirde  Ramazan Ayı bizi eğitmemiş ve oruç da bizi tutmamış olacaktır.
      Yani tüm bu uğraşılarımız;  'Ramazan Ayı Bayramı'nda kalmamalı ve diğer günlere de taşınmalıdır. Öyle ise her ayı Ramazan'a çevirmek, bizim elimizdedir..