Meridyen Eğitim Kurumları

Dr. Ahmet Bekaroğlu


17 ŞUBAT GÜNÜ HAVASINDA DEĞİLDİ..

Vaktiyle İstanbul'da Karadeniz şenlikleri yapılırdı. Bu şenlikler ilk önce Samandıra'daki Fenerbahçe Can Bartu tesislerinin olduğu yerde yapıldı.


Bu bölgede tesisler ve inşaatlarla dolunca şenliklerin yeri değiştirildi. Şenlikler önce Pendik Dolayoba, daha sonraki yıllarda da Pendik Kurna Köy'e alındı ve bu şenliklere bir süre ben de gittim. Söz konusu şenlikler otantik halde yapılır ve mahalli sanatçıları çadırlarda dolaşarak dinlerdik. Zamanla format değiştirilerek sahne kurulmuş ve şenlikler herkese hitap eder tarzda yapılmaya başlanmıştı. Böylece mahalli sanatçılar sırayla sahne almaya başladı. Bu şenliklerin birinde akşama doğru bir çadıra gelmiştim. Bu çadırda daha önce türkü söylenmiş ve eğlence henüz bitmişti. Seyircilerden birisi güya türkü atıyor ve birisine sataşıyordu. O da korkunç cevap veriyordu. Bu seyirci adeta 'işte ben seninle atışırım' der gibi iddialaşıyordu. O sanatçı da anında cevap verip onu rezil etmişti. Hatta kızmıştı da. Ben bu sanatçının kendisini tanımıyordum. Kim bu adam? demiştim. Demişlerdi ki 'Tonyalı Neşat Aydın'. Soy ismini unutmuş ve benim aklımda sadece 'Neşat' diye kalmıştı. Sonraki yıllar kendisini.Kurna köyde beş sene üst üste dinledim. Öğrendim ki babamla Tonya'dan tanışıyorlarmış. Aman Allah'ım bu ne biçim atışma? Bu ne biçim repertuar? Bu ne biçim dolaçlama yaratıcılık? Şaşırdım kaldım. Diyanette baş müfettiş olan Mehmet Ağabeyim bir teftiş için Erzurum'a gittiğinde orada aşıkları seyretmiş ve onları öve öve bitiremiyordu. Ben de kendisine demiştim ki sen Neşat Aydın'ı dinlemedin. Mehmet Ağabeyim de 'o da kim? Aşıkların üzerine yok' diye söylemişti. Tabi sonra Neşat Aydın'ı dinleyince fikiri değişmişti. Neşat Aydın'ı ilk önce Mustafa Kahraman Meltem TV'de programlara aldı. Orada atıştı ve kimse onunla yarışamadı. İzmit Fuarı'nda sahne alarak yıldızı parlamaya başladı. Sonra Avrasya TV'de programları alındı. İstanbul Kadırga'da Kordon Restaurant'ta uzun yıllar sahne aldı. Nihayetinde onu şöhrete ulaştıran Kanal 7 oldu. Birkaç yıl süren sabah programlarındaki atışmalar taraflı tarafsız herkes tarafından takdir gördü. Ben programlarda şunu gördüm. Neşat Aydın'ia baş edemeyen ve onu çekemeyenler onun için 'hemen mikrofonu alıyor ve bırakmıyor' diye bir yakıştırma yapmaya ve onu yıpratmaya çalıştılar. Çünkü böyle söyleyenler türkü bilmiyor ve yazarak yüzünden okuyorlardı. Öyleleri var ki, iki kıta okuyor ve 'sanatçıyım' diye geçiniyordu. Kurna Köy'deki bir şenlikte dönemin ekonomiden sorumlu devlet bakanı Adnan Kahveci de yakın oturduğu Kartal'dan şenliklere gelmişti. Bu şenlikleri organize eden dernek başkanı Neşat Aydın'ı başka bir çadırdan alarak yönetimin olduğu çadıra getirerek Adnan Kahveci'nin onuruna türkü söyletmişti. Neşat Aydın Bakanı karşısında görünce coşmuş da coşmuş ve, 
'Ecdadımuz savaşti, balta kürek naçakla,
Ahmet doksan yaşinda, Mehmet topal bacakla.
Bu ehtiyar neneler, taş taşirdi kucakla.
Şehid'de silah yok mi? Yumruğuni vuruşi,
Ne ayağinda çaruk, ne cebinde kuruşi,
24 Şubat güni Trabzon kurtuluşi.
Ya baksana Bakanım, sanma burdan kaçarım, Görduk seni burada, sevincimden uçarım.
Senin da benim gibi hiç akmasın yaşlarin, 
Toplanduk da yanığan tatli arkadaşların.
Eyi gidi bakanım, inşallah güleceksın,
Ne zaman İstanbol'dan dönü da gidecesın? Kavuşturdi da bizi yeri goğu yaradan, 
Daha senden doymaduk, sakın gitma buradan
Gül olu da bitelım, dökulu da gidelim, 
Sakın bırakma bizi söyleyi da gülelim ..'
diye eklemiş de eklemişti. Öyle ki devam eden İran Irak Savaşı'nda Saddam'a da laflar söyleyerek Saddam Destanını da söylemiş ve hiç durmadan 45 dakika türkü atmıştı. Bakan şaşırmış, 'ne mezunusun?' diyerek kendisine ikram olarak gelen ayranı da Neşat Aydın'a vermiş, Neşat Aydın da 'aldığı ikramı "Dinimize göre oturarak içmesi gerektiği"  için birisinin kalkması gerektiğini'  söyleyerek ne türküler atmıştı.
      Neşat Aydın'ı çekemeyenler 'mikrofonu alıyor, bırakmıyor' diye bir bahane üretmişler ve önünü kesmek istiyorlardı. Ben de o zaman, 'tonyahaber'de 'Atma Türkünün Maradonası' diye bir yazı kalemevalmıştım. Kendisi bu yazımdan haberdar olmuş ve  Mustafa Bektaş kendisine gazeteyi ulaştırmıştı. 
      Neşat Aydın 17 Şubat'ta Tonya Belediyesi'nin düzenlediği 17 Şubat Rusların Toya'dan Kurtuluş günü yıldönümünde belediye tarafından davet edildi. Bu programda Karadeniz insanının aceleci yönü ile hiç de ilgisi olmayan efelerin zeybek oyununa da yer verildi. Bu da ayrı bir olay. Programın sonunda Neşat Aydın sahne aldı. Ben de programı nam-ı diğer Yürüyen Adam Muhammed Çelik'in feysbuk üzerinden canlı yayını aracılığı ile seyrettim. Neşat Aydın evet yaşlandı ama bu programdaki performansını düzensiz repertuarı ve aşırı özgüveninden dolayı beğenmedim. 'Tonya'nın köyleri' ile başladı. Onun bu bestesi 'Tonya'nın Tereyağı Festivali'nde söylenir. Kurtuluş Günü ile hiç alakası yok. Sonradan 'Bayrağımız'a yapılan hakaretle ilgili birkaç türkü söyledi. Bunlar güzeldi. Devamında Trabzon'dan, Atatürk köşkü'nden bahsetti. Bu türküleri de Tonya'da değil, Trabzon'da 24 Şubat günü söylenmeliydi. Yayında gördüm, Belediye Başkanı kendisine, 'Tonya için söyle' diye işaret ediyor. O hala daha başka telden çalıyor, Hanyadan Konya'dan bahsediyordu. Halbuki düşmanla nasıl çarpışıldı? Neler oldu? Onları söylemesi lazımdı. Bir iki mısra söyledi ama yeterli değildi. Sonra yağmur yağacak diye istek üzerine horona geçildi. Horon da ezan okunacak diye bitirildi. Neşat Aydın 'ezan okununcaya kadar sadece şiirlerini okudu ve verilen mücadele şehitler konusunda söylemeye başladı. Ama herkes dağılmıştı ve bu yersizdi. Bütün millet dağılırken kemençesiz söylediği destanı ilk başta söyleyecekti. Tabi kabul etmez de bir menajer ile çalışması çok doğru olurdu. Mesela televizyon programlarında türkü söylerken alakasız şekilde falanca köydeki kişiye, Ahmet'e, Hasan'a Hüseyin'e, bilmem nereye selam gönderiyor ve formatı bozuyordu. Selam göndermenin de bir usulü var, türkü söylerken selam gönderilmez.
      Neşat Aydın'ın gerçekten kendi ifadesiyle çuvallar dolusu türkülerinin yüzde birini başkaları bilmiş olsa ekranlara kimseye çıkartmazlar. Bugün herkes Neşat'ın türkülerini çalarak ondan beste yapıyor. Neşat Aydın'a kemençe çalanlar bile onun türkülerini çalarak beste yapıyor. Ama tutmaz tabi. Ne kadar yapacaksınız, üretemiyorsunuz ki.
      Neşat Aydın'ı sağlıklı gördüm ve bu hoşuma gitti. Ancak onu seven,.onun üreticiliğine hayran olan ve alanında onu söylediklerinde siyak ve sibak itibariyle anlam bütünlüğü oluştuğunu, kendi alanında tek olduğunu söyleyen bana göre  Neşat Aydın'ın "Tonya'nın Kurtuluş günü'ndeki repertuar planlamasını başarısızdı. Bu aşırı özgüvenden, işi spontane olarak gerçekleştirmek isteğinden, işi akışa bırakmaktan kaynaklanıyor. Ondan çok değişik türküler beklerdim. Neşat Aydın daha bir televizyon programında da başarısız görmüştüm. İsmail Türüt onu ekrana çıkarmış ve ona  demişti ki 'al bu mikrofonu, sen bu konuda bir tanesin'. Neşat Aydın, 'Ne diyeyim?' deyince İsmail Türüt de ona 'seyirciye söyle, mikrofona söyle, bize söyle, oraya söyle, buraya söyle'. Neşat Aydın buna rağmen o gün de söylemedi. Saçma sapan bir tane uzun hava okudu ve 'reklam sırası geldi' diyerek bıraktı. Büyükçekmece Tonyalılar Derneği'nin vaktiyle Haramidere'de bir gecesi vardı. Mustafa Ağabeyim beni oraya çağırmıştı. Aman Allah'ım orada neler söyledi. Siyasi bir partinin il başkanı oraya gelmişti. Neşat Aydın boyu uzun olduğu için ona 'Sen göğe doğru büyüdün, -kendisi de kısa boylu ve kilolu olduğu için- ben de yana doğru büyüdüm' diyerek türkü atmıştı.
      Neşat Aydın'ı seven birisi olarak söylüyorum ki, 17 Şubat Rusların Tonya'dan kurtuluşunun yıldönümü'nde aldığı sahnede çok başarılı olmadı. Millet dağıldıktan sonra söylediği destanı başta söyleyecekti..

LÖSEV BAĞIŞLARINIZ İÇİN