DEĞİŞİM
Dr. Ahmet BEKAROĞLU
Ben de Trabzon ?tonyahaber?, ?sariyertimes?te halen yazıyorum, Sarıyer Gazetesi?ne de yazacağım dair söz vermiştim, size de yazı göndereyim ama yazılarımın virgülüne bile dokunmayacaksınız demiştim ve kendisi de kabul etmişti. Aramızdaki bu konuşmadan sonra ben İstanbul dışına çıktım, dönüşte Ramazan Ayı giriverdi. Aslında sözümde duracaktım ama yoğunluktan dolayı Ramazan sonrası yazayım düşünürken geçen Perşembe günü Celalettin Bey, ?yazı göndereceğine dair söz vermiştin? diye vatsap üzerinden mesaj attı. Ben de kendisine isteği üzerine resim gönderdim ve ?bir Sarıyer?li olarak sadece ?sariyerim.com?un yazarı olamam, buraya da başka yerlere de yazarım diye söyledim ve bu yazıyı da gönderiyorum. Aslında yazı yazmak benim için yarım olmadı bir saatlik bir iştir. Bizim İlmar84 yani Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi seksen dört mezunları ve İstanbul İmam Hatip Lisesi Mezunları olarak vatsap guruplarımız var. Söz konusu sayfalarda öğretim üyesi, müftü, siyasetçi, sanatçı, bürokrat, milli eğitim müdürü, öğretmen, sanatçı, iş adamı, büyükelçi, müşavir, şöhretli medya mensupları da var. Bu sayfalarda her gün her biri birkaç makaleye konu olacak bilimsel tartışmalar yapıyoruz ve ben de sayfanın yazarlarının en önde gelenlerindenim. Dolayısı ile buradaki seviyeli tartışmalar hovumuzu alıyor, yani burada enerjimiz tükeniyor. Ama yine de aşağıdaki yazımı gönderiyorum. Artık bu uzun mukaddimeden sonra gelelim yazıya..
Yasin Süresinde işaret edilen şu ayetler gerçekten ilginçtir: ?Güneş kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Aziz, Alim olanın takdiri bu. Ay?a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları/bir takım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner. Güneşin Ay?a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir? (Yasin, 38-40). İşlerini düzenlemek için Ay ve Güneşin yörüngeleri üzerinde çalışan astronotlar/uzay bilimciler; Ay ile Dünyanın ilişkilerinden günlük Kameri yani AyYılı?nı ?halk arasındaki bilinişiyle Hicri takvim?i-, ve Güneş ile Dünya?nın ilişkilerinden de 365 gün 6 saatlik Güneş/Miladi yılı elde etmiştir. Kameri takvimle günler; akşam güneş batımı ile bitip başladığı için, biz Ramazan Ayı?nın başında ilk önce teravih namazını kılıyor ve sahura kalkarak orucu onun arkasından tutuyoruz. Bu şekilde bir ay boyunca devam ederek arefe günü akşam teravih namzına gitmiyoruz. Çünkü; Ramazan Ayı bitmiş ve o akşam; Şevval ayı başlamış oluyor.
Kur?an?daki, ?Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi kötü ayırımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur?an onda indirilmiştir? (Bakara, 185) ayetinden açıkça anlaşıldığı gibi Ramazan Ayı?nın en önemli özelliği Kur?an?ın bu ayda gönderilmiş olmasıdır. Kur?an?ın gönderildiği Ramazan Ayı?ndaki gecenin adı da Kadir Gecesidir. Kur?an?ın ifadesi ile; ?O?nu kadir gecesi indirdik. Kadir Gecesi?nin anlamını bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır, Melekler ve Cebrail o gece rablerinin izni ile her bir iş için yeryüzüne inerler. O gece tan yeri ağarıncaya kadar bir esenliktir? (Kadir, 1-5). Bu geceyi bin aydan değerli kılan olayı ise; bu gece vahy edilen Alak Suresinin ilk beş ayeti okuyarak bulabiliriz. İşte o ayetler: ?Yaratan Rabbinin adıyla oku. İnsanı embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden yarattı. Oku. Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. O? dur kalemle öğreten. İnsana bilmediğini öğretti?. Bazı olayların gerçekleştiği günler; diğer gecelerden daha anlamlı hale gelir. Mesela bizim için 19 Mayıs 1919 günü on sekiz ya da yirmi mayıs günlerinden farklıdır. Çünkü on dokuz Mayıs 1919 günü Atatürk kurtuluş mücadelesini başlatmıştır. Aynı şekilde, Kur?an-ı Kerim?in ?oku? emri ile Kadir Gecesi gönderilmeye başlanması, dolayısı ile İslam?ın bilgi ve bilime verdiği önem bu geceyi bin ayın üstünde değere ulaştırmıştır.
Ramazan ayındaki diğer önemli olay ise; Kur?an?ın gönderilişini kutlamak bağlamında oruç tutmaktır. ?O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin? emri gereğince biz bu ayda oruç tutarak bayram yapıyoruz. (Bakara, 185). ?Ey iman sahipleri. Oruç sizden önceki milletlere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır? (Bakara, 183) buyruğundan çıkarılacak ilk sonuç; orucun ilk insandan itibaren her millete farz kılındığıdır. Diğeri de; oruc tutmaktan amaç ilk planda Allah rızası olmakla birlikte bunun yanında sabretmeyi ekonomik olmayı, saçıp savurmamayı, fakirlerin halinden anlamayı, vb. öğrenmektir. Herkesin kabul ettiği gibi orucun nazik organımız olan midemizi asgari seviyede çalıştırarak sağlığı kazandırma gibi faydaları da vardır. Bu bağlamda Hz. Peygamber; ?Oruç tutun ki; sıhhat bulun? buyurmuştur.
Orucun; imsakten iftara kadar yemek, içme, cinsi ilişki, kötü söz ve davranışlardan uzak durmak diye tanımlandığını, gece kalkarak yemek yemeye sahur, sahurun bitiminde sabah ezanı ile oruç tutmaya başlamaya imsak, akşam olunca orucu açmaya da iftar dendiğini de; yediden yetmişe hepimiz biliyoruz. Oruç; Ramazan ayı boyunca ergenlik dönemine giren, sağlıklı, seyahat halinde olmayan, hür olan kişilere farzdır (Bakara, 183). Oruç; ?Sayılı günlerdedir? (Bakara, 184) ayetinde belirtildiği gibi, Ramazan ayının o yıl Kameri Takvimde kaç gün ise o kadardır. Bu ya otuz, ya da yirmi dokuz gündür ki bu yıl da yirmi dokuz gündür. Farz olan orucun tutulduğu Ramazan ayında; ?Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar? (Bakara, 184), ?Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez? (Bakara, 185). Yani hasta olanlara ve herhangi bir sebeple yaşadıkları yer dışına çıkmak zorunda kalanlara istedikleri takdirde tutamadıkları oruçlarını Ramazan sonrasında tutma izni verilmiştir. Yolcular tutmadıkları oruçlarını sonradan tutarlar. Hasta olanlar ise iyileşmezlerse; ?Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen; fidye olarak bir fakiri doyurmaktır? (Bakara, 184) ayeti gereğince her gün için bir fakire kendi bütçesine göre bir fidye vermesidir. Bu uygulama; orucun farz olduğunun anlatıldığı ayet içerisindeki şu ilke ile sabittir: ?Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez? (Bakara, 185). Oruç tutamayanların her gün için bütçelerine göre fakirlere yaptıkları yardıma; fidye (Bakara, 183) denir. Aile reisinin evindeki fertler sayısınca sadaka anlamında yılda bir kere fakirlere yaptığı yardıma da; Fıtır Sadakası, diğer adı ile fitre denmektedir. Bu arada şunu da açıklamak gerekir. Halk arasında, ?temr, yani halk dili ile ?hurma ile orucu açmanın; daha sevap olduğu? yönde bir anlayış var ki, bu; doğru değildir. Şayet bunu bir peygamberi tavsiye olarak alırsak, zaten kilosu onlarca lira olan bu yiyeceği almak için insanları külfete sokmuş oluruz. Bu da, ?Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez? (Bakara, 185) ayeti ile çelişir. Hz. Peygamber; bulunduğu bölgede hurmayı rahatlıkla bulduğu için onunla orucunu açmış, ancak; ?Orucu temr/hurma ile açmak daha faziletlidir? gibi bir söylemde bulunmamıştır. Bu; herkes olduğu bölgede en kolay şekilde neye ulaşıyorsa, su, zeytin vb. her ne ise onunla orucunu açsın demektir. ?Namaz kılmıyorum öyleyse oruç tutmaya ne gerek var? diye düşünerek orucu bırakmak yanlıştır. Namaz kılmak güzel ancak; orucu namaza bağlı bir ibadet haline getirmek son derece yanlıştır.
Her Ramazan ayında camilerimizde, evlerimizde, iş yerlerimizde vb. okuduğumuz mukabeleler de çok ve çok önem arz ettiği için, bu konuyu da açıklamak gerekmektedir. Kur?an?ın Hz. Peygamber?in şahsında gönderiliş süreci olan yirmi üç yıldaki her Ramazan ayında Hz. Peygamber ile Cebrail; karşılıklı olarak, o ana kadar gelen ayetleri kontrol etme anlamında, karşılıklı olarak okumuşlardı. Bu kontrol; Kur?an?ın tamamlandığı son yılda, Cebrail?in okuyup Hz. Peygamber?in takip etmesi ve Hz. Peygamber?in okuyup bu defa Cebrail?in takip etmesi şeklinde iki kere gerçekleştirilmişti. Biz; hem bu geleneği yaşatmak, hem de Kur?an?ı daha iyi anlamak, anladıklarımızı yaşamımıza uygulayıp dünya ve ahret mutluluğunu kazanmak için bunu genelde Ramazan aylarında uyguluyoruz. Karşılıklı okumak anlamındaki mukabele; Kur?an-ı Kerim?i baştan sona Ramazan ayı boyunca bir kişinin okuması ve topluluktaki diğerlerinin takip etmesi veya dinlemesi şeklinde tanımlanabilir. Peygamberimizin öğretiminde belirtilen, ?Oruç ve Kur?an, sahipleri için kıyamet günü tanıktır? konusu da çok önemlidir. Şunu unutmayalım ki; Kur?an?ı Kerim?i baştan sona okuyup da, bizden istediklerini yapmadığımızda bizim okuduğumuz mukabeleler; Kur?an?ın yirmi üç yıllık gönderiliş sürecindeki Cebrail ile Hz. Peygamber arasındaki uygulamayı, nostaljiye dönüştürmekten öteye geçmez.
Ramazandan sonraki ayın adı; Kameri Takvimde Şevval?dir. Hz. Peygamber; ?Ramazan Hilalini görünce oruca başlayın. Şevval Hilalini görünce de, orucu bırakın? buyurduğu için biz; Ramazan ayından sonraki Şevval ayının ilk üç gününü, bayram olarak kutluyoruz. Dini ve Milli Bayramlar; bir görevi başarı ile sonuçlandırmanın coşkusunu yaşadığımız, sanki ortak bir görevi beraber ifa etmişiz gibi, bunun sevincini hep birlikte tattığımız ve kaynaştığımız günlerdir. Zaten bayram coşkusu içerisinde, kırgınlıkları unutabilmemiz ve bize karşı yapılan suçları bağışlayabilmemiz; bundan kaynaklanmaktadır.
Aslında biz Ramazanda bir ay boyunca oruç tutarak bayram yapıyor ve Kur?an?ın gönderilişini kutluyoruz. Yani oruç tutarken Yüce Yaratıcıya adeta şunu söylüyoruz: Ya Rab, mademki sen, bizi cahillikten kurtarıp mutluluğa taşıyan Kur?an gibi bir rehberi bize gönderdin. Biz de buna karşılık olarak, yemek, içmek ve çeşitli arzularımızdan kısıtlamaya giderek sana teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Çünkü sevgi; fedakarlık ister. Ayrıca sevgi, almak değil, vermektir. İşte biz; belirli ihtiyaçlarımızı bir ay boyunca asgari seviyede karşılayarak, Yüce Yaratıcının rızası için fedakarlıkta bulunuyor ve Kur?an?ın gönderilişini bir ay boyunca bayram olarak kutluyoruz. Dikkat edersek, Ramazan Ayında iftarlardaki sofralarımızda bir bereket olur ve Ramazan Ayı bitince bizim bayram dediğimiz Şevval ayının ilk üç günü dahil sofralarımızdaki bu bolluk kayboluyor. Bu durum, Ramazan Ayında Kur?an?ı anlamaya ve uygulamaya geçirmemiz ve Ramazan ayından sonra Kur?anla olan ilgimizi azaltmaya başlamamızla doğru orantılıdır. Yani Ramazandaki Kur?an?a olan ilgimiz sofralarımız dahil her halimize bir bolluk olarak yansırken, Ramazan ayı bitince Kur?an?la ilgimizi azaltmamız da bize olumsuz olarak yansımaktadır. Çünkü bayram aslında, Ramazan ayının kendisidir. Yani Bayram bu ayda, yukarda da belirttiğim gibi, mukabele, sahur, iftar, teravih namazı gibi eylemlerle bir ay boyunca yaptığımız şölenin kendisidir.
Bu ayda kazandığımız güzellikleri, yılın diğer aylarına da taşıyabilmemiz dileği ile,
Ramazan Ayı Bayramınız; mübarek olsun..



